Merhaba sevgili günlüğüm. Günlerce sana hiç bir şey anlatmadım. Anlatacağım bir şey de yoktu zaten. Şimdi de denemeye çalışacam ama bilmiyorum dinlemek
ister misin? Gerçi sen öyle bir varlıksın ki seversin dinlemeyi.
Şimdi ben neredeyse bir buçuk sene önce başladım muhabir olarak çalışmaya. Çalışmaya başladığım ilk günlerde şöyle düşünüyordum. Burada bir şeyler öğrenmem lazım. Çünkü okuduğum okulda hiç bir şey öğrenemiyorum. Maalesef okulumuz böyle bir sürü kavram öğretir ama asıl meslek olan Gazetecilik namına hiç bir şey öğretemez. Öğretmez demiyorum - ÖĞRETEMEZ... Çünkü haber yazmayı öğreten Atilla Girgin gibi kaliteli hocamız var , Nurdoğan Rigel gibi haberi doğru yansıtmayı öğreten hocamız da var, ama bu "haber yazmalar" sürekli ve sık olmadığı için zerre kadar bir şey öğrenemiyorsun be günlüğüm.
Ve ne oluyor biliyor musun?
Her hangi bir gazeteye, ajansa yada televizyona gittiğin zaman bir pas-pas kadar değerin oluyor. Kenarda bir bilgisayara geçerek akşama kadar oturuyorsun. Can günlük, aslında isterdim ki bunları gelecek neslin gazetecileri okusun... Bir yerde çalışmak istiyorlarsa kenara geçip bilgisayarlara takılmadan ziyade, mütevazi olmadan ziyade atılgan ve bol bol haber okuyan stajyer olmaları gerekiyor.
Ben ajansta başladığım sırada bir sürü stajyer geldi geçti be. Bir hafta kalan, iki hafta kalan... sabır edemeyip bir aydan sonra gidenler... gönderilenler... bir sürü insan gördüm.
Normalde bakarsan bütün gazeteler, dergiler eleman alıyor...ama almışken uzun vadeli gerçekten bu işi hakkıyla yapacak ve bu işi sevecek insan almak istiyorlar o yüzden elemeler YOKMUŞ GİBİ GÖRÜNÜP çok acımasız gerçekleştiriliyor...
Bugünlü bu kadar sevgili günlüğüm..

